EVE DÖNÜŞ YOLU – Film Büyük Ermeni Soykırımı – Bir Samvel Mheryan filmi

EVE DÖNÜŞ YOLU

Film Büyük Ermeni Soykırımı kurbanlarının anısına adanmıştır.
“Dürüst bir bellek mübarek olmalıdır”.
Bir Samvel Mheryan filmi.

Kutsal kitap, İncil’deki peygamberlik şöyle der: ”Her insan kendi halkına dönecek,
her insan kendi ülkesine kaçacak” (Yesayi 13.14)

Dünyaya dağılmış olan pekçok vatansever Ermenilerin arasında uzak Vladivostok
şehrinde yaşayan köken olarak Hınıslı Baruyr Gevorkyan’ın yüreğinde de aynı
şekilde atalarımızın ülkesinin özlemine olan kıvılcımın var olması bu sözlerin
muhtemelen orijinal yorumu olarak belgelenmektedir. Ve işi-gücü bir tarafa bırakan
bu dürüst Ermeni evladı, dedesi olan Aram’ın evini ve su değirmenini bulmak
umuduyla Batı Ermenistan’ın Hınıs ilçesindeki baba ocağı olan Burnaz köyüne bir
hac seferi düzenledi.

Öncelikle belirtelim ki, bu hac seferine katılanlar olarak bizler, bu film çerçevesinde
tüm yolculuğumuz boyunca yaşanan kaygı verici duygular ve kargaşalar hakkında
sizlere ayrıntılar vermemeyi, dahası analizler ve kararlar vermeyi, filmi izleyenlerin yorumuna ve düşüncesine bırakmayı alçakgönüllülükle seçtik. Ve geçtiğimiz bu tarihi
yol, büyük oranda somut bir şekilde atalarımızın yürüdüğü izleri taşıyordu ve bu
koşul nedeniyle filmimizin adını EVE DÖNÜŞ YOLU koyduk.

Artık Van’dan ayrılmaya hazırlandığımızda, kalbimizde varolan derin yaşanmışlıklara sanki iklim de bizimle uyum içerisindeymiş gibi kaşlarını çattı, hava bulutlandı,
rüzgar şiddetlendi, Van gölü ise dalgalanmaya başladı. Hepimiz de biliyorduk ki
bugün Hınıs’a ayak basacaktık.

Hınıs’a ulaşmadan önce kısa bir süreliğine Muş’ta mola vermeyi kararlaştırdık.

Burada bizim ilk işimiz, buranın yerli Ermeni toplumunun temsilcileriyle görüşmek
oldu.

Yemek masası etrafında söyleşi koyulaştı. Sohbette eski atalarımızı hatırlayıp, ulusumuzun eski ve yeni kahramanlarını andık.

Şehirde bu zamana kadar yaşayan Ermenilerin varolan geçim ve sorunları hakkında konuştuk. Sonrasında Muş’ta
dolaşırken eski Ermeni mahallesinin artık varolmadığını acı içersinde keşfettik. Şehir yöneticilerinin kararıyla bu eski Ermeni mahallesi tamamen yıkılmıştı. Bunun sebebi
ise, yerine yeni binalar yapmak istiyor olmalarıydı.

Ermeni tarih babası Khorenatsi’nin tarihinde şöyle yazar: Ermenilerin atası büyüleyici Hayk zalim Bel’e karşı ayaklanarak kendi cemmatiyle birlikte Babil’den taşınarak
kuzeye ilerler ve pınarlarıyla dolu bir dağlık alan bularak buraya yerleşir, ve bu alana
kendi ismini verir: Hark.

Tarihi Hark ilçesi şimdiki Hınıs’tır ki, Batı Ermenistan’daki Byürakın, Khamur ve
Ağdağ dağları arasında, Erzurum’dan Muş’a giden yolun tam ortasında bulunur.

Hınıs ırmağı vadisi ile Yeraskh ırmağı kaynaklarının bölgesini de içerir. Bölge, tarihi Ermenistan’ın Büyük Hayk’ının, Turuperan eyaletinin Varajnunik ilçesini
kapsamaktadır.

Hınıs ilçesinin merkezi, eskiden olduğu gibi şimdi de Bert ismiyle anılır. Erzurum
başpiskoposluk verilerine göre; yirminci yüzyıl başında Hınıs kale-şehrinin 600 hane Kürt ve 325 hane Ermeni nüfusu vardı. Buradaki Ermeniler zanaat ve ticaretle
uğraşırdı.

Ne yazık ki vaktiyle görkemli olan Hınıs’ta bugün sadece eski cami, kale surlarının
bir kısmı, Ermeni evlerinin enkazları ile mahalle isimleri kalmış durumdadır ki, bu
mahalle isimleri vadinin yukarı kısmında kurulan şimdiki bu şehirde kullanılıyor.

Birinci Dünya Savaşı günlerinde Hınıs’ta 38 Ermeni köyü vardı. Canlı ve müreffeh
olan bu Ermeni köyleri Hınıs ırmağı boyunca yer alıp, Bert’ten Karaçoban’a kadar
uzanırken, tarım ve çobanlık için elverişli verimli topraklar olan otlak ve çayırları kapsıyordu.

Ermeni köylerinin dizisini kasabanın doğu kısmındaki Govanduk’un komşuluğunda bulunan Burnaz köyü tamamlıyordu.

Burnaz köyü, Spitak (Beyaz) Dağın altında Gitura denilen yerde kurulmuştu. Burada yeraltı suları belirerek çevredeki arazileri suluyor ve geçerek kendisi ile Govanduk arasındaki verimli yayvan arazileri besleyip Aratsani ırmağına dökülüyordu. 1915
yılı verilerine göre köy 45 haneden oluşuyordu, bunlardan sadece 5’i Kürttü kalanlar
ise Ermeni. Bir okulu ve Surp Sarkis isminde bir de kilisesi vardı. Kilisenin yanında olağanüstü büyüklükte haç oymalı mezar taşları vardı. Burnaz köyünde ayrıca Tukh Manuk isminde bir şapel de vardı ki Büyük Kıyıma kadar halk buraya hacca giderdi.

Köylülerin temel uğraşısı tarım ve çobanlıktı.

Burnazlıların toplu tehciri Batı Ermenistan’ın diğer bölgelerinde olduğu gibi 1915’in
baharında başladı. Şöyle ki; Hınıs kasabasınının doğu köyleri olan Govanduk,
Karaçoban, Gobal ve daha birkaç tanesinin Ermenilerden temizlenmesi 1 Mayıs’ta
başlamış, 5 Mayıs’ta ise Kürt başıbozukları Burnaz’a saldırmıştı. Bu köyün
katlimcıları bir taraftan Gündüz ve Dataveran Kürtleri, diğer taraftan da Hasanyan
aşiretinden Abdul Mecit’ti. Bu sonuncusu Rus ordusunun Kazaklarına yenilerek kaçıp Hınıs’a gelmişti. Burnaz’ın en iyi ganimetini elde etmek için Gündüz ve Dataveran Kürtlerinin birbirleriyle kavgaya tutuştuğu dahi söyleniyordu. Köyün Ermenileri bu durumdan yararlanarak Karaçoban’a kaçıyor bazıları ise Khozlu köyüne sığınıyordu.

6 Haziran 2014

Bu olaylardan yaklaşık yüz yıl sonra Burnazlı’nın ayağı tekrardan kendi ata köyünün sınırlarından içeri adımını attı… Ermeni kendi dedesinin evini buldu. Yıkıntı haldeki
su değirmeni buldu. Yarı yıkık haldeki mezarlıkları buldu.

Ve bizim inacımıza göre, bu yolculuk; kaçınılmaz olan o gelecek şeyin ki, Tanrı tarafından bizim atalarımıza daha yüzyıllar öncesinden verilmiş olan binlerce
kutsanmış bu ülkeye, Ermeninin kendi kutsal beşiği topraklara geri dönüşünün önaşamasıdır.

“Rab diyor ki; ve ben tüm ülkelerden sürümün kalan kısmını toplayacağım ki, onları
ben sürgün ettim ve onlarla birlikte kendi ağıllarını da geri döndüreceğim ve onlar
gelişip çoğalacaklar. Ve onlar daha fazla kormayacaklar ve dehşete düşmeyecekler ve eksilmeyecekler:”

Yardımsever Tanrı, Senden uzlaşma istiyorum
Göğsümün o tarafında iki karşıt güç birbiriyle çarpışarak
Ve sonsuz tartışmaya tutuşarak
Ruhumun sesini keserek
İstemiyorlar birinden birini vazgeçmeme
Güçlerin bu zorlu hayatta kalma mücadelesini kim kazanacak
Ben mi…tekrardan ben… ayırt etmiyorum…

Sonunda gelip ulaştık bizim sevgili ve Ermeni tarihinde yer alan Ahtamar adasına.

Kutsal Haçımıza gelerek haccımızı gerçekleştirdik. Bugün benim ve arkadaşlarım
olan Samvel, Cano ve Vartan’ın hayatlarında çok çok büyük bir etkinlik gerçekleşmiş oldu.

Ben bütün Ermeni halkına inancımızın daha da güçlü olması için, hiç olmazsa bir kez gelip Ahtamar adasınadaki manastırımız olan Kutsal Haçımızı görmeye, mumlar
yakıp dualar etmeye rica ederek çağrıda bulunuyorum.

Biz Ermeniyiz…bin yıl önce bu Kutsal Haç buraya yerleştirildi ve bugüne kadar
sağlam bir şekilde ayakta kalarak milyonlarca insanı mest ediyor.

Sevgili Ermeni halkı, sadece ricada bulunuyorum, hiç olmazsa bir kez gelin, Van
Gölü’nü görün, Ahtamar adasını ziyaret ederek dua edin. Ve o zaman, Ermeni
halkının kim olduğunu, ne kadar kuvvetli inanca sahip olduğunu kendi gözlerinizle
görüp inanın.

Bugün, burayı ziyaret ettikten sonra anladım ki, ruhen bu güzel adanın sahibi biziz.
Biz, bizi evsahibi gibi hissediyoruz. Gerçi başka bir ulusun elinin altında
bulunmasından dolayı çok huzursuzum fakat yine de biz, bizi evsahibi gibi
hissediyoruz.
Biz toprağımız üzerindeki evimizde bulunuyoruz. Ben, tüm arzularımızın gerçekleşeceğine inanıyorum. Burayı ziyaret ettikten sonra siz kendiniz de anlayacaksınız.

Sonunda dedemizin hayali gerçekleşti. Şimdi ben dedemin gözleriyle kendi evini,
kendi köyünü görüyorum. Ve bugün, benim için en dokunaklı, en mutlu, en hüzünlü gündür. Dedem 1915 yılının Soykırımı sırasında buradan ayrılmış. 99 yıl geçti ve biz torunları olarak kendi vatanımıza geri döndük. Ruhen biz kendi ocağımızda
bulunuyoruz. Tüm bunlar bizim toprağımız, bizim evlerimiz, bizim suyumuz, bizim ağaçlarımızdır. Biz kesinlikle Vatanımıza geri döneceğiz.

Bizim güzel Vatanımıza geri döneceğiz. Bize başka çıkış yok. Vatanımız, bizim nesillerimize geri dönecek.

Köye girdiğimizde dedemin anlattıklarını hatırlayarak köyün başlangıcında bulunan,
eski su değirmeninden pek uzakta olmayan bu evi gördüm, gerçekten anladım.
Bu ev bizim evimiz olmuştu.

Şimdi mutlu muyum yoksa hüzünlü müyüm bilemediğimden, gözyaşlarımı zor
tutuyorum.

Şimdi, sizinle konuşuyorum fakat sanki bu benim için bir rüya. Çok derin ve uzun bir rüya…

44 Total Views 2 Views Today

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*